Güneri Cıvaoğlu

Güneri Cıvaoğlu

ngunericivaoglu@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Bir grup dost çarşamba öğle yemeklerinde buluşuruz.
Farklı siyasi görüşlerden olduğumuz için genellikle “politika konuşulmaz.”
Bizi bir araya getiren “arkadaşlıktır.”
Ama...
Yasak ya da sansür yok elbette.
Gündemde ağır basan bir konu varsa 3-5 laf edilir, kısa kesilir.
Kendi aramızdaki özel sohbetlere dönülür.
...................
Bütün kamuoyu araştırma şirketlerinin açıkladığı veriler ABD Başkanlık seçiminde Hillary’ye “açık ara” şans verirken...
Hillary kampanyayı 10 puan ileride götürürken, bu konuyu da laflamıştık.
Aramızdaki yıllarca Amerika’da kalmış işadamları, Amerika’da eğitim almış dostlar, yılın birkaç ayını Amerika’da geçiren, orada işleri olanlar var.
Hepsi “Hillary rahat seçilir” görüşündeydiler.
Sadece bir arkadaşımız “Trump seçilecek” dedi.
Dahası...
“Hillary’ye şans tanıyan” arkadaşlarla “birer takım elbisesine” iddiaya girdi.
Neden herkes “Trump’ı umutsuz vaka” görürken, o böylesine aykırı bir tahminde bulunuyordu?
“Çünkü, üniversiteyi Amerika’da okudum. Yıllarca orada çalıştım. Çocuğum orada okuduğu için eşim orada, ben de çok sık gidiyorum.
Yani... Yakın ilişkim sürüyor. Sonuç Amerikalıyı iyi tanıyorum. Trump dışarıdan görünene değil asıl Amerikalıya hitap ediyor...”
***
Haklı çıktı.
“Geçen çarşamba yemeğinde” ilgi odağıydı.
“Trump’ın seçileceğini” bildiğine göre “başkan olduktan sonra ne yapacağı, özellikle Suriye ve Ortadoğu politikasını nasıl okuduğu” soruları yöneltildi.
Arkadaşımız dış politika konusunda da donanımlıdır.
Tahlili ve öngörüsü şöyle oldu:
...................
Okuduğum kadarıyla...
Trump’ın hedefinde “Çin” var.
ABD’ye yakın ve ciddi tehlike olarak gördüğü bu ülkeye yoğunlaşmak için Ortadoğu’yu mümkün olan en kısa sürede hâle yola koymak istiyor.
İsrail için yeterli güvenceyi sağlayan bir “çözüme” ağırlık verecek.
Sonra Çin sorununa yoğunlaşacak.
Bunun için de Türkiye ile birlikte hareket etmek zorunda.
Türkiye büyük ve güçlü, Batı’ya en yakın, ülke.
Obama yönetiminin ağırlık verdiği PYD Ortadoğu’da çözümü sağlamak ve özellikle de çözüm sonrasının güvenliği rolünü sırtlanabilecek güce, deneyime, büyüklüğe sahip değil.
“Türkiye-ABD ilişkilerinin iyiye gideceğini düşünüyorum.”
...................
Burada bir ilave yapayım.
ABD politikasının İsrail bölge politikasıyla uyuşması da önemli ve belirleyici.
Ortadoğu’yu -nispeten- küçük devletlere ayrıştırarak Balkanlaştırmak, İsrail’in güvenlik konseptidir.
Böylece “Ortadoğu’da yalnız kalmamak birkaç müttefik sağlamak mümkün olur” görüşü “görünmez mürekkeple yazılmıştır” denebilir.
Zaten Suriye’nin artık bütünlüğünü koruyamayacağı ortada.
Irak’ın da öyle.
Türkiye’yi bölmek için küresel güçlerin oyunları da tutmadı.
Tutmayacağı da görüldü.
O halde “Suriye’de çözüm” İsrail’in de karşı çıkmayacağı bir ABD önceliği...
5 yıldır süren iç savaşın artık sonlarına gelindiği hissedilen Suriye’de -marjinal gruplar dışında- kalın çizgileriyle bir yeniden yapılanma ve çözüm ihtimali yükselişte.
Türkiye “ihtiyatlı kararlılık” eylem ve politikasıyla bu “yakın gelecek projeksiyonunda” oyunun dışında kalmaz, tam tersine, Rusya ve ABD ile birlikte, -İran faktörünü de kollayarak- “belirleyici” aktörler arasında yer almaya en yakın konumda.