M. Şevket Eygi

M. Şevket Eygi

Pikniğe katılmak isteyen gence

Pikniğe katılmak isteyen gence

Pikniğe katılmak isteyen gence: Böyle bir talepte bulunmak görgüye ve adaba aykırıdır ama sizi memnun etmek için bir defalık götüreceğim. Lakin bazı şartlarım var:

Osmanlıca bilmeniz gerekir. Okuma yazma bilmeyen bir cahili götüremem.
Musalli olmanız ve namazları başınız takkeli olarak kılmanız şarttır.
Büyüklerden fazla konuşmayacaksınız, gevezelik ve zevzeklik etmeyeceksiniz.
Kahkaha ile gülmeyeceksiniz.
Kimseye sen demeyeceksiniz, siz diyeceksiniz. Büyüklere zat-ı âliniz diyeceksiniz. Onların buna ihtiyacı yoktur, sizin böyle demeye ihtiyacınız çoktur.
Ekmeksiz yemek yemeyeceksiniz.
Sofradaki nimetlere sanki onlar düşmanınızmış gibi saldırmayacaksınız, kibar kibar azar azar yiyeceksiniz.
Küçük çay bardağına iki şeker atmayacaksınız. İki şekerle çay reçel olur.
Kaynar çayı kısa zamanda içip bitirmeyeceksiniz, yudum yudum tadını ala ala aheste beste içeceksiniz.
Gıybet etmeyeceksiniz.
Bence Türkiye Nasıl Kurtulur gibisinden, boyunuzdan büyük içi boş kocaman laflar etmeyeceksiniz.
O günkü katılımınızdan sonra, arkanızdan “Çok efendi, çok kibar, çok görgülü kıymetli bir gençti...” dedirteceksiniz.
Bir konuşursanız iki dinleyeceksiniz. (Hak Teala insanlara bir ağız, iki kulak vermiştir.)
Bu fakir sizin için beyefendi dersem, hemen Estağfirullah diyeceksiniz.
Sofra kurulmasında, çay hizmetlerinde yardımcı olacaksınız. (Söylemeye hacet yok...)
Gezerken büyüklerinizin önünde yürümeyeceksiniz. Hizmet için önden seğirtebilirsiniz.
Üzerinizde İngilizce yazılı ve resimli tişört ve giysi olmayacak.
Telefonunuzu zırlatmayacaksınız, kapalı tutacaksınız.
Her hâlükârda eski İslam Osmanlı İstanbul görgü kültür ve ahlakını sergileyeceksiniz.

Şubatın güneşli günlerinden birinde inşaallah çağırabilirim.

Hâlinizden, tavrınızdan, nezaket ve kibarlığınızdan, görgünüzden, mürüvvet ve fütüvvetinizden memnun kalırsam size küçük sembolik bir hediye vereceğim. Memnun kalmazsam sizi bir daha pikniğe götürmeyeceğim.

***

Müslümanlara, birbirlerini sevme, destekleme, yardımcı olma, ittihad-ı İslam, iman kardeşliği, tesanüd dersleri verilmelidir. Beyan etmeye hacet yok, bu dersleri bildikleriyle âmil ehliyetli ve liyakatli hocalar vermelidir. Bu konuda çok mükemmel bir ders kitabı olmalıdır. Dersleri dinleyenler bilahare sınava tabi tutulmalı ve kendilerine kardeşlik diploması verilmelidir. Bu hizmet tv’lerle yapılabilir.

***

Durup dinlenmeden, mütemadiyen gıybet eden, ölü kardeşinin etini yiyen bir adam faziletli bir Müslüman mıdır, faziletsiz fasık kötü bir Müslüman mıdır? Lütfen cevabı siz veriniz.

***

İslamî hizmetlerin, işlerin, vazifelerin, emanetlerin ehliyetli, liyakatli, ihlâslı kimselere verilmesi gerekir. Ehliyetsizlere verilmesi haramdır.

***

İslamî sivil toplum kuruluşları arpalık değildir.

***

Eski tekke binaları, restore edildikten ve sonra, içlerinde her hafta, hangi tarikatın tekkesi ise onun adab ve erkânına göre, hakikî şeyhlere zikrullah yaptırılmalıdır.

***

Eski tekkelerin mescidlerine, semahanelerine ayakkabı ile basılmamalıdır.

***

Eski tekkelerin mihraplarının önüne kürsü konulmamalı, konuşmacılar arkalarını saygısızca kıbleye dönmemelidir.

***

Eski tekkelerin vakfiyeleri vardır. Bunların şartlarına riayet edilmezse, tokat ve sille inmesinden korkulmalıdır.

***

İstanbul’un büyük tekkelerinden birinin camiinde, zikir meydanında geçtiğimiz yıllarda yerlere ayakkabı ile basılarak düğün yapılmıştır. Büyük bir devlet adamı saygısızlara çok kızmış ve onları azarlamıştır.

***

Bendeniz yaşlı, değersiz, faziletsiz bir Müslümanım. Hayır duadan başka bir isteğim yoktur. Ziyaret, görüşme, tanışma talep edilmemelidir. Yaşayan büyükler yoksa veya bulunamıyorsa, eski tarihî kabristanlara gidip rahmet-i Rahmana kavuşmuş ulemanın, fukahanın, meşayihin, kâmil mürşidlerin, salihlerin, velilerin, muttaqilerin kabirleri ziyaret edilmeli, selamdan sonra Fatiha okuyup sevabı onlara bağışlanmalıdır. Kabir ziyaretinde büyük hayırlar ve faideler vardır.

***

Soran birine: O zatın veli olup olmadığını bilmiyorum. Velilik şartları varsa ne âlâ... Müridlerinden kendisi için para topluyorsa, büyüklük taslıyorsa, lüks ve israflı bir hayat sürüyorsa, zatında peygamber ahlakına ve Sünnetine aykırı haller varsa, veli değildir.

***

Sanırım 1970’de idi. Hacca gitmiştim. Mazanne-i kiramdan Türkiyeli bir zatın daveti üzerine akşam yemeğine katılmıştım. Sofrada çok az yemek ve ekmek vardı. Tatlı olarak, bir elmayı altıya bölmüşler, herkese bir dilimini vermişlerdi.

***

O zat şeyh değildir, icazeti yoktur ama Ehl-i Sünnet dairesi içinde hayırlı hizmetler yapmakta, kendisine bağlı Müslümanlara göz kulak olmaktadır, Şeriata aykırı bir hali de görülmemiştir. Hürmette kusur edilmemelidir.

***

Evde biraz tanzifat ve tanzimat (temizlik ve düzenleme, tertibe koyma) yaptım. Bu işleri Japonlar derecesinde yapacak doğru düzgün elemanlar yetiştiremiyoruz.

***

Bundan yetmiş beş sene kadar önce, Japonya’dan Türkiye’ye gelmiş bir porselen sanat eşyamı kırdılar. Kimler kırdı? Norveçliler, Laponlar veya Estonyalılar kırmadı, bizimkiler kırdı.

***

Deniz kumuyla, ucuz malzemeyle, hesapsız kitapsız, paldır küldür, çürük çarık binalar yapılırsa, üstelik bir de bunların üzerine kaçak kat çıkılırsa sonu yıkım ve ölüm olur. Yapanlara, yaptıranlara, göz yumanlarla, ruhsat verenlere, engellemeyenlere, vazifelerini yapmayanlara yuf olsun! Onlar Mahkeme-i Kübra’yı düşünmüyorlar mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar
M. Şevket Eygi Arşivi