YAZARLAR

Türk’ün hevesi, Rus’un kalibresi

Türkiye de Rusya da geçmişi parlatmaya çalışıyor. Biri uzağa odaklı, sabırlı, sakin; diplomasisiyle, stratejik aklıyla, silahıyla uzun kalibre. Ötekinde büyük heves, düşük kapasite.

Türkiye, Suriye’de rejim değiştirme komplosuna eşlik eden ortaklarının büyük bir kısmıyla şimdi hasım.

Komşularının hışmını üzerine çeken Katar’a kalkan olmak için bu ülkeye üs kurarken Körfez’de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn başta olmak üzere çok sayıda Körfez ülkesinin düşmanlığını kazandı. Bereketi bol olsun der gibi. Yine Ömer el Beşir zamanında Sudan’ın Sevakin Adası’nı üsse dönüştürmeye heveslendiğinde Kızıldeniz’in paydaşları Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail’le husumet tazelendi. Libya’da savaşan taraflardan biri hariç Doğu Akdeniz’de enerji kavgasında herkesi karşısına almayı başardı.

Şimdi Libya’ya müdahale derinleşirken bölgesel kamplaşma da büyüyor:

Tunus iç siyaseti Türk müdahalesi etrafında keskin bir bölünme yaşıyor.

Cezayir antenleri açtı; sınır ötesi operasyonları yasaklayan anayasayı değiştirme planıyla olası senaryolara hazırlanıyor.

Mısır zaten tam gardını almış durumda.

Türkiye, Vatiyye’yi kendisi için bir üssü dönüştürürse sadece Libya değil Kuzey Afrika’da hesabı olan bütün taraflar daha net pozisyonlara yönelebilir.

***

Bu atışları çok iyi karşılayan bir aktör varsa o da Rusya. Sadece Karadeniz havzası değil Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya müdahaleleri lehine çevirdi. Suriye’de bozguna uğrattığı ülkelerle ilişkilerine yeni ‘güzellikler’ ekliyor! İsyanı finanse eden Arapları şimdi Şam’a ortak olarak taşımaya çalışıyor. ABD’nin bölgesel ortakları Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün’ün kenarından köşesinden çekiştirdiği Libya karmaşası da Ruslara sahne alma fırsatları sundu, sunuyor.

Suriye’den başlayıp Akdeniz havzasında Sovyetlerin çöküşüyle yitirdiği etki alanını yeniden inşa ediyor. Handiyse varlığını unuttuğu Tartus üssünü sıcak denizler için yeniden çapa haline getirmekle kalmayıp yanına eklediği Hmeymim Hava Üssü’nü bölgesel operasyonlar için kullanmaya başladı. Bu konuşlanmanın sadece Suriye’deki operasyonlarla sınırlı olacağını öngörenleri kısa sürede yanılttı.

Rus Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde araştırmacı Anton Mardasov’a göre Rusya bir süredir Hmeymim’i Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Sudan’a uçuşlarda lojistik merkez olarak kullanıyor. 21 Mayıs’ta Türkiye destekli Trablus hükümetinden sonra 26 Mayıs’ta ABD’nin Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Libya’da Hafter’in kontrolündeki üslere gönderilen Rus jetlerinin Hmeymim’den havalandığını açıklayarak bu üssün yeni rolüne parmak bastı. Bu olay, Suriye’deki üslerin nasıl sıçrama tahtasına dönüştürüldüğünü gösteriyor. Hmeymim’den Bingazi ve (el değiştirinceye kadar) Vatiyye Üssü’ne uçuş trafiği dikkat çekici. Hmeymim’in 2015’ten bu yana geçirdiği dönüşüm basitçe kapasite artışıyla sınırlı değil. Ruslar başlangıçta Tu-95MS ve Tu-160 uçaklarıyla güdümlü füze saldırılarını Rusya’nın Mozdok ve Olenya üslerinden havada yakıt ikmali yapmak suretiyle gerçekleştiriyordu. Artık bu uçaklar Hmeymim’in genişletilen pistlerini kullanıyor. Hatta uzun menzilli denizaltı karşıtı Tu-142M3 gibi ağır uçaklar da inip kalkıyor. Rusya MiG-31 gibi önleyici jetlerin konuşlanması için Halep’teki Kuveyris üssünü de istiyor.

Bunun dışında saha düzenlemeleri için irili ufaklı çok sayıda üslenme alanı var. Barış Pınarı Harekâtı’nın önünü kesen 22 Ekim Soçi Mutabakat Muhtırası sayesinde Fırat’ın doğusuna intikal eden Rusya, ABD’den boşalan birkaç üsse yerleşmekle yetinmedi. Son gelen bilgiler Türkiye sınırının hemen altında Malikiye’ye (Derik) bağlı Keser Dib köyünde yeni bir üssün kurulacağı yönünde. Tabii bunlar Tartus ve Hmeymim gibi stratejik üslerle asla kıyaslanamaz. Yine de sınırın dibinde bir Rus üssü hem Türkiye’yi hem de bölgedeki Amerikan güçlerinin hareketlerini izlemek için önem arz ediyor.

Savaş bitse bile Rusya, Suriye’deki üslenme kapasitesini genişletmek ve uzun vadeye yaymak istiyor. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin 29 Mayıs’ta imzaladığı bir kararname ile Savunma ve Dışişleri bakanlıklarına Suriye’de Rus silahlı kuvvetlerine ilave gayrimenkul ve deniz alanı tahsisi için Şam’la müzakerelere başlama görevi verdi. 2015’te imzalanan anlaşmalarla Hmeymim ve Tartus 49 yıllığına Rusya’ya tahsis edilmişti. Bakalım Ruslar bu sefer ne koparacak?

***

Yeni kapasite arayışı Suriye savaşını aşan heveslere hitap ediyor. Yani Soğuk Savaş döneminde Akdeniz’de Amerikan Altıncı Filo’ya karşı Beşinci Hareket Filosu’nu çıkarmış olan Rusya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya dönüşünü askeri konuşlanmayla tahkim ediyor. Libya’da siyasi çözümün vazgeçilmez ortağı haline gelip Bingazi gibi bir yerde üs edinirse NATO’nun da korkularına denk gelecek şekilde Avrupa’ya güneyden bakıyor olacak.

Bu strateji için paralel kanallar açıyor. Diplomasinin yanı sıra artan oranda iş adamları, hükümet dışı kurumlar ve Wagner gibi bir düzine özel harp şirketini Balkanlar, Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’yla ilişkilerde kullanıyor. Çuvalladığında devlet hesabına yazılacak işleri ‘özeller’ eliyle yürütüyor. Mesela Sudan’da isyanı dindirme ve ülkeyi istikrara kavuşturma konusunda Ömer el Beşir’e rehberlik yaparken fena halde çuvalladılar. Ancak Sudan’da altın ihalesini kapan, askeri eğitim desteği sağlayan ve Beşir’e siyaset guruluğu yapan kişi Wagner’in patronu Yevgeni Prigozhin olunca iktidar değişimi sonrasında Moskova-Hartum ilişkileri kurtarılamayacak kadar örselenmedi. Faturanın Wagner’e kesilmesi herkesin işine geliyor. Kremlin Wagner’in Suriye, Sudan, Orta Afrika ya da Libya’da yüzleştiği ya da yüzleşeceği feci sonuçları üzerine almıyor. Suriye’de Amerikan ordusu Wagner güçlerini bombalayıp onlarcasını öldürdüğü halde Putin asla renk vermedi. Halbuki özel müdahale ya da girişim aygıtları Rusya’nın stratejik değerlendirmelerinin dışında ya da çok ötesinde değil.

Beşir’in ardından yeni yönetim ABD ve Avrupa ile ilişkileri normalleştirmeyi öncelik haline getirdiğinden Rusya izleme ayarına geçti. Fakat Türkiye gibi mutlak kaybeden pozisyonuna düşmedikleri görülüyor.

Rusya gayri resmi dış politika araçlarını devreye soksa da normal ilişkileri ‘devletten devlete’ yürütüyor, lider esaslı çalışmıyor, diplomasiyi ana omurga olarak tutuyor, böylece lider ya da rejim değişikliklerinin getirdiği savrulmalardan daha az etkileniyor. Ve genelde aleyhteki gelişmelere gürültülü tepkiler vermeden suların durulmasını bekliyor.

***

Türkiye de Rusya da geçmişi parlatmaya çalışıyor. Biri uzağa odaklı, sabırlı, sakin; diplomasisiyle, stratejik aklıyla, silahıyla uzun kalibre. Ötekinde büyük heves, düşük kapasite. Osmanlı’nın ruhuna üflüyor köklemesine, dirilteceğim derken toz kaldırıyor. Dirilttiği korkulardır, ürküttüğü komşular. Cepheleri büyütüyor.

Bu keşmekeşten nasıl çıkılacak? “Oyunu bozduk” demenin ötesinde nedir strateji? Düşman biriktirmeden ulusal çıkarların takip edildiği siyaset tarzı? Yok tabii ki!


Fehim Taştekin Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Muhabirlik, editörlük ve dış haberler müdürlüğü yaptı. Ajans Kafkas’ın kurucu yayın yönetmeni olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya kadar İMC TV’de “Doğu Divanı”, “Dünya Hali” ve “Sınırsız” adlı programların yanı sıra MedyascopeTV ve +GerçekTV’de dış politika programları yaptı. BBC Türkçe’nin analiz yazarları arasında yer alıyor. Al Monitor ve Gazete Duvar’da köşe yazılarına devam ediyor. Kafkasya ve Orta Doğu üzerine saha çalışmaları yürüttü. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.