Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ANLATMAYA nereden, nasıl başlayacağınızı bilmediğiniz anlar, anılar vardır. Bu da benim için o nadir anlardan, anılardan biri olacak galiba...

        İşçi babamın haftada birkaç gün eve getirmesiyle tanışmıştım kağıt gazeteyle. O sıralar okumayı yeni söküyordum. Gazete benim için her şeyden önce ‘okumak’ demekti. Çanakkale şehitleri üzerine yazdığım ilk yazım Hürriyet gazetesinde yayınlandığında 12 yaşındaydım. Öğretmenim yazımın olduğu gazeteyi bana verip alnımdan öperken ‘seninle gurur duyuyorum’ demişti. İçimdeki gazete aşkının gazeteciliğe evrilme süreci de sanırım o gün başlamıştı.

        Mesleğe yönelik ilgim Ege Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nin Gazetecilik bölümüne girmemle devam etti. Üniversitenin ikinci yılında mesleğin mekteblisi olarak alaylıların da ağırlıkta olduğu Doğan Haber Ajansı’nın İzmir Bürosu’nda muhabirliğe başladım. Geceleri gazetenin matbaasına iner taze mürekkep ve sıcak kağıt kokan gazeteleri zevkle okurdum. Gazetenin prova baskısınki haberleri inceler, eksik-yanlış bir bilgi varsa sonraki baskıya düzeltilmiş halde girmesi için saniyelerle yarışırdık.

        Ufak bir hatanın sonraki gün gazeteyi eline alacak okur tarafından fark edilmesinin yol açacağı utancın hesabı omzumuzdaki yükün ağırlığını katlardı. Gazete kâğıda basılıyor sonuçta... Dağıtımdan sonra gün boyu elden ele dolaşacak ve olası bir hatayı telafi etme şansımız da olmayacaktı. İşin bu yönü gazeteciliğin azami bir ciddiyet hissiyle yapılmasını zorunlu kılardı. Gazeteler arası rekabet de bu ciddiyete devasa bir zevk katardı.

        Gazeteciliğe başladığımda meslek büyüklerim, daktilonun yerini bilgisayarların aldığı fakat benim hiç yaşamadığım bir dönemi anlatırdı. Dijital fotoğrafın, filmli makinelerin yerine geçmesi ve internet haberciliğinin etkisinin hissedilir bir hal alması meslekteki ikinci yılıma denk geldi. Film banyosunu öğrenmemden bir ay sonra çalıştığım gazetenin karanlık odası kapandı. Gazetecilik gemisini baş döndürücü hızda bir dönüşümün beklediği de sanırım esas olarak o gün netleşti gözümde.

        Dijital mecradaki kontrolü imkânsız gelişmeler, gazetecilikte hızla birlikte özensizliğin ve ciddiyetsizliğin de arttığı bir devrin kapılarını açtı. Geleneksel gazetecilerin ilk etapta bu dönüşümden uzak durmaları, mesleğin hem alaylı hem de mektepli değerlerinden yoksun bir tarzın bu mecralarda hızla kök salmasına neden oldu. Anlayacağınız taşan nehrin suyu gayet hızlı ama gazeteciliğin kodlarından yoksun şekilde aktı. Böylesine ruhsuz bir tarzda ilerlediği için dijital medyadaki pekçok mecra da ne yazık ki ‘aranan nehir yatağı olma iddiasını’ gerçekleştiremedi. Dijital medyanın büyük bölümü okurun gözünde güvenilir, ciddi bir imaja erişemedi.

        Habertürk 10 yıl önce gazete raflarında yerini almaya başladığında da durum pek farklı değildi. Bu nehrin suyu o vakit de hızlı ve başıbozuk bir şekilde dijitale akıyordu. Habertürk bu nehri tersine yüzmeye kararı vermiş cesur, dürüst, idealist ve kararlı bir yüzücü gibiydi. Ne mutlu ki kararlı yönetimi, tecrübeli ve özverili ekibiyle bu gazete tüm medya endüstrisine parmak ısırtan bir yükselişe imza atmayı başardı. Habertürk’ün Türkiye’nin en çok güvenilen ve okunan gazetelerinden biri olduğu daha ilk yıllarda aldığı nice ulusal ve uluslararası ödüllerle tescillendi.

        Neylersin ki bu başarının bile gazetenin şu haliyle yoluna daha fazla devam etmesine imkân tanımadığı anlaşılıyor. Ciner Medya Grubu gazetecilikte ispatladığı ciddiyet ve sorumluluğu dijital alana aktararak bu mecradaki okur ve izleyicilerin çok daha kaliteli ve zengin içeriklere erişmesine vesile olmak istiyor.

        Türkiye ve dünya son 10 yılda tarihi eşiklerden geçerken yorum ve haberlerini siz değerli okurlarımızla paylaşmış bir gazeteci ve gazetenin dış haberler şefi olarak bu sayfalarda bizi hiç yalnız bırakmadığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.

        Diğer Yazılar