Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Dünya ticaretinin büyüme hızı kriz öncesi yıllara göre yarı yarıya düşmüş durumda. Dünya ekonomisin büyüme hızı, gelişmiş ülkelerin büyüme hızı ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızları hep kriz öncesi döneme göre daha düşük” dedi. Babacan, Afyonkarahisar Sanayici ve İşadamları Derneğince bir otelde düzenlenen “2023 Hedeflerimiz ve Türkiye Ekonomisi” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Afyonkarahisar’dan olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Dünya ekonomisinin 2008-2009 krizinin etkilerini henüz üzerinden atamadığını ifade eden Babacan, “Belki ‘krizin dip noktası’ diyebileceğimiz dönem arkamızda kaldı ama dünya ekonomisi hala normale dönmüş değil. Dünya ticaretinin büyüme hızı kriz öncesi yıllara göre yarı yarıya düşmüş durumda. Dünya ekonomisinin büyüme hızı, gelişmiş ülkelerin büyüme hızı ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızları hep kriz öncesi döneme göre daha düşük” diye konuştu. Babacan, bu krizin etkisinin büyük olduğuna dikkati çekerek, maliyetinin İkinci Dünya Savaşı’nın maliyetini aştığını, dünyada ‘ben etkilenmedim’ diyen ülkenin henüz bulunmadığını söyledi. Son bir yıl içerisinde gelişmiş ülkelerde ABD ve İngiltere ekonomisinde biraz toparlanma görüldüğünü ifade eden Ali Babacan, “Bunun haricinde AB’ye üye olan pek çok ülkede ve Japonya’da büyüme hala güçlü, dengeli değil ve çok kırılgan bir tablo var. Dünyadaki ekonomik tablo pek iç açıcı değil. Avro bölgesi son derece zayıf bir tablo gösteriyor” ifadelerini kullandı. Babacan, Türkiye’nin ekonomi tablolara önem vermesi gerektiğini vurguladı. Jepolitik risklerin arttığını dile getiren Babacan, şöyle devam etti: “Dünyada en büyük jeopolitik risk nerede?’ diye bakacak olursak, ‘en önemli 5 riski sayın’ deseler, bunları tamamı Türkiye’yi kucaklayan coğrafyada. Bugün yanıbaşımızdaki Suriye’de iç savaşa var. Irak’ta toprakların üçte biri terör örgütünün işgali altında. Yemen, bir iç savaşını ortasına düşmüş durumda. Libya ikiye bölünmüş ve tam bir iç savaş devam ediyor. Arap dünyasının en büyük nüfusuna sahip ve belki de en önemli ülkesi, Mısır’da bir askeri darbe oldu ve şu anda bir askeri darbe rejimi altında her türlü adaletsizlik, zulüm maalesef bu kadar önemli bir ülkede gerçekleşiyor. Demokrasinin öncülüğünü yapan, başka ülkelere demokrasi öğretmeye kalan ülkeler bakıyoruz, bir askeri darbe rejimiyle de gayet güzel geçinebiliyorlar. Kuzeyimizde petrol fiyatlarını düşmesi, Ukrayna ile içine girdiği silahlı çatışma boyutuna varan tablo nedeniyle Rusya, ekonomisi de son derece kötü bir durumda. Ukrayna, Kırım’ı kaybetmiş gibi görünüyor. Doğusunda Rus askerleriyle ciddi bir silahlı mücadele, ciddi bir gerginlik var. Komşumuz Yunanistan, iflasın eşiğinde.” Babacan, Türkiye’nin dünya ekonomik ve finans yönetiminin en önemli platformu olan G20’ni başkanlığını yaptığını anımsattı. Türkiye’nin kendi başkanlık önceliklerini G20 gündemini getirdiğini anlatan Babacan, “Bunların birinci sırasında kapsayıcılık var. Ekonomi politikalarınızı oluştururken herkesi, her kesimi dikkate almanız gerekiyor. Bu temamız çok büyük bir zemin buldu. KOBİ temamız çok çok önemli. G20 gündeminde KOBİ’lerin her bir tartışmada mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylüyoruz. Bu da ortak kabul gördü. G20’nin altından iş dünyası yapılanmamız var. Onun da altında ilk defa KOBİ iş gücü kurduk. G20’de önemli bir başlığımız, uygulamadır yani verilen sözlerin tutulması, programların uygulanmasıdır. Uygulamayla ilgili çalışmamız ve oluşturduğumuz mekanizma bütün ülkelerin söz verdiklerini yapmalarını daha teşvik edici olursa ve gerçekten söz verilen reformlar yapılırsa 2018 yılı geldiğinde dünyaya iki tane daha Türkiye ekonomisi kazandırmış olacağız. Özellikle altyapı yatırımlarına önem veriyoruz” diye konuştu. – “Siyasi istikrar varken, kıymeti bilmek gerekiyor” Babacan, siyasi istikrarın ülkenin başarısının altındaki temel faktör olduğunun görüldüğünü bildirdi. Siyasi istikrarın ülkenin başarısı ve reform için olmazsa olmazların başında geldiğine değinen Babacan, “Siyasi istikrar zeminin üzerine makro ekonomik istikrarı inşa etmek gerekiyor. Makro ekonomik istikrar, üç sütun üzerinde duruyor. Bunlardan birisi bütçe disiplini, diğeri bankacılık sistemi, üçüncüsü de para politikaları yani Merkez Bankası’nın görev alanı. Bunların üçünün de sağlam olması gerekiyor. Her üç ayakta da güven gerekiyor. Üç ayaktan birine güven sarsılırsa, o zaman ekonomi de sallanmaya başlar. Bunu hem yakın tarihimizde gördük hem de pek çok ülkede görüyoruz, izliyoruz. Binanın asıl yaşanılacak kullanacak katlarında da mikro reformlar var. Reel sektörü ilgilendiren konular… Bunların hepsine dikkat etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı. Babacan, zeminde siyasi istikrarın bulunduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Siyasi istikrar içinde yaşanıldığında hissedilmiyor. Aynı sağlık ve servet gibi. Varken bazen kıymeti bilinmiyor. Kötü dönemler çabuk unutulabiliyor. Siyasi istikrar varken, kıymeti bilmek gerekiyor. Şimdi çok şükür siyasi istikrarımız var. Türkiye’de istikrar zarar görür, güven ortamı bozulursa dışarıdan finansman memlekete öyle kolay kolay gelmez. Güven ve istikrar her şeyin başı, en büyük servetimiz. Önümüzdeki seçimler, çok çok kritiki ve önemli olacak. Türkiye, iskitrar ve güven ortamına ‘evet mi?’ diyecek yoksa Allah korusun başka bir gelişme mi yaşanacak, bunun kararı 7 Haziran tarihinde verilecek.” Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Yargımız için insan kaynağı reformu çok önemli olacak. Biz hakimlerimizin uluslararası hukuk normları, anayasa, yasalar ve hür vicdanlarıyla karar vermelerini istiyoruz. Hiçbir yerden hiçbir şekilde etki altında kalmamalarını, talimatla iş yapmamalarını arzu ediyoruz. Aksi halde bir savcı bir hakim, iki üç tane de emniyet mensubu, Türkiye’de yapamayacakları operasyon yok. 17-25 Aralık’ta bunları yaşadık. Buna izin verilmesi mümkün değil” dedi. Babacan, Afyonkarahisar Sanayici ve İşadamları Derneğince bir otelde düzenlenen “2023 Hedeflerimiz ve Türkiye Ekonomisi” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye’de güven ve istikrar ortamını bozmaya çalışanların bulunduğunu belirterek, dışarıdakilerle işbirliği yapıp, Türkiye’nin sahip olduğu huzur ve güven ortamını sarsmaya çalışanların var olduğunu söyledi. Herkesin bunun farkında olması gerektiğini ifade eden Babacan, şöyle konuştu: “Çok dikkatli olmamız lazım. Biz ne zaman ki birlik beraberliğimizi koruruz, ne zaman ki kendi güven ve istikrarımıza sahip çıkarız, işte o zaman Türkiye’nin geleceği iyi olur. Türkiye’nin önümüzdeki yıllar istikrarının güçlendiği, ekonomisinin güçlendiği bir dönem olur. Ama kendi içimizde fitne fesat olursa, kendi içimizde ihanet olursa Allah korusun o da memleketi topyekun kötüye götürür. Bunun için çok uyanık ve dikkatli olmamız lazım.” Babacan, Türkiye ekonomisinin son 12 yıl içinde büyüdüğünü hatırlatarak, ihracatın 36 milyar dolardan, 158 milyar dolara çıktığını bildirdi. Son 44 yılın en düşük enflasyonu iki yıl önce gördüklerini anlatan Babacan, şunları söyledi: “Hazinenin borçlanma faizleri tek haneli rakamlara indi. Ben hazineden sorumlu bakan olarak göreve başladığım gün 18 Kasım 2002 yüzde 66 faiz ödüyordu, Türkiye Cumhuriyeti hazinesi. Enflasyon yüzde 29 faiz yüzde 66. Aradaki fark tam 37 puan. Şimdi reel faizler 2 puandan 3 puana çıkınca üzülüyoruz, faizler yükseldi diyoruz. Enflasyon 7’den 8’e çıkınca hemen gazeteler tam sayfa manşetler atıyor, enflasyon yükseldi faizler yükseldi. Bu iyi bir şey. Demek ki artık yarım puana bir puana bile hassasiyet gösterecek kadar işler toparlanmış. Ama yeterli mi? Değil. Daha da düşük tek haneli enflasyon ve daha da düşük faizi bu ülke hak ediyor. Bu ülkenin bunu gerçekleştirme potansiyeli var. Yeter ki siyasi istikrarımızı koruyalım ve ekonomide doğru işler yapalım. Türkiye’deki büyümenin sonucunda aynı zamanda gelir dağılımı da düzeldi. Türkiye gelir dağılımının düzeldiği dünyada çok az sayıda ülkeden bir tanesidir. OECD ülkelerinin hemen hemen tamamında gelir dağılımı hızla bozuldu, bozuluyor. ABD’de son bir yıllık büyümenin kendi hayatında etkisi olduğunu söyleyen kesim sadece yüzde 1. Büyüyen ekonomilerden ABD ve İngiltere’de halkın yüzde 1’i bu büyümenin farkında. Çünkü zengin ve fakir arasındaki fark hızla büyüyor.” Babacan, yapısal reformların önümüzdeki dönemde son derece önemli olacağını ve şimdiye kadar hiç yapılmayan detaylı bir yapısal reform programı hazırladıklarını bildirdi. – Yargı reformu Yargı reformunun da çok önemli olduğunu vurgulayan Babacan, şöyle devam etti: “Çünkü bir ülkenin hukuki güvenliği, bir ülkenin gerçek anlamda bir hukuk devleti olması ekonomimiz açısından olmazsa olmaz, bir şart. En basit bir borç-alacak davası iki üç yıl sürüyorsa, eğer bilirkişilik müessesesi maalesef önemli ölçüde dejenere olduysa, alt mahkemelerle üst mahkemelerin verdiği kararlar çok farklı olabiliyorsa, bir şehrimizdeki benzer bir davada alınan bir kararla başka şehirde alınan bir karar tamamen farklı oluyorsa demek ki orada sorun vardır. Hele hele yargı gibi bağımsızlığı ve tarafsızlığı çok önemli bir kurumda bazı yapılanmalar, savcılarımızı ve hakimlerimizi etki altına alabiliyorsa, onlardan gelen talimatlarla karar alabiliyorsa, Allah korusun bu bir ülkenin felaketini hazırlamak demektir.” “Yargı reformu yapılacaksa bunu o ülkenin hükümeti ve meclisi yapacak” diyen Babacan, sözlerini şöyle tamamladı: “Gelin görün ki bizim 17-25 Aralık operasyonlarından tutun da yaşadığımız bunca sıkıntılı dönemde yargıyı reforme etmek adına ya da bazı sıkıntıları düzeltmek adına attığımız adımlarda ‘bunlar yargının bağımsızlığına müdahalede bulunuyor, yargının alanına giriyor. Halbuki güçler ayrımı vardır, şudur budur’ diye de maalesef çok olumsuz şekilde de işleniyor. Bu olabilir. Eğer biz kendimizden eminsek doğruları yapıyorsak da hiç korkmamak lazım ve ısrarla da inatla da Türkiye için doğrusunuburada yapmak lazım. Yargımız için insan kaynağı reformu çok önemli olacak. Biz hakimlerimizin uluslararası hukuk normları, anayasa, yasalar ve hür vicdanlarıyla karar vermelerini istiyoruz. Hiçbir yerden hiçbir şekilde etki altında kalmamalarını, talimatla iş yapmamalarını arzu ediyoruz. Aksi halde bir savcı bir hakim, iki üç tane de emniyet mensubu, Türkiye’de yapamayacakları operasyon yok. 17 – 25 Aralık’da bunları yaşadık.  Buna izin verilmesi mümkün değil. Bunu da ancak güçlü bir siyasi irade düzeltir.”