Gündem

Demirtaş'tan katledilişinin 13. yıldönümünde Hrant Dink'e mektup: Birileri Ermeni olmanı kendine dert ediniyor

18 Ocak 2020 13:00

Üç yılı aşkın süredir Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, katledilişinin 13. yıl dönümünde eski Agos genel yayın yönetmeni için bir mektup kaleme aldı.

Agos'ta yayımlanan mektupta bir anısından bahsederek, "Tüm konuşmacıların evrakları gelince de başvuru için Emniyet’e gitmiştik. Polis amiri evraklara şöyle bir bakıp “Bir Ermeni’yi de mi çağırıyorsun” demişti. Yüzünde bir küçümseme, belki de tiksinti ifadesi vardı. Öfkeden kulaklarıma kadar kızardığımı hissediyordum. Aramızda bir tartışma, bir kavga çıksa etkinliği yasaklayacak adam. Derin bir nefes alıp “O Ermeni’yi özellikle çağırıyoruz. Zamanınız olursa gelip dinleyin, belki siz de bir şeyler öğrenirsiniz” demiştim. Bu sözlerim üzerine, adam bana da iğrenerek bakmıştı. 
Birileri senin insanlığını görmüyor" yazdı.

Demirtaş'ın mektubu şöyle:

Sevgili Hrant, merhaba,
Bu hafta gelen mektuplar arasında seninkini de görünce ayrı bir sevindim. Gerçi haberlerini avukatlardan alıyorum, selamını da; ama el yazınla bana ulaşan sıcak dostluğunu yüreğimin ta derinlerinde hissettim.
Sağlığımı sormuşsun, “Memleket gibiyim işte” diyeceğim, “O kadar mı kötüsün” diyeceksin :) Yok, o kadar da kötü değilim, durumu memleketten kötüsü olan yok bu sıralar. Kendime iyi bakıyorum ama, merak etme. Oda arkadaşım Abdullah Zeydan da titriyor üstüme. Tek başıma olmamak benim için bir şans sanırım.
Ama asıl sizleri merak ediyoruz. Dışarısı katran karası, herkeste bir bıçak yarası diyorlar. Nefes almak bile giderek zorlaşıyormuş. Korku imparatorluğunun mimarları boş durmuyorlar anlaşılan. Her güne bir zulüm sığdırabilmek için bir hayli efor sarf ediyorlar. “İmparatorun rüyası halkın kabusudur” diyordu Gomez, bizim “diplomasız imparator” bu sıralar çok rüya görüyor olsa gerek.
Umudu büyüten şeyler de duyuyoruz tabii. Zulmün olduğu yerde direniş de vardır, direniş varsa umut da vardır. Demokrasiye, barışa ve özgürlüklere inanan her kesimden insanın bir araya gelip çok daha güçlü ittifaklar oluşturabileceğine dair tartışmalar yapılıyor. Kısıtlı da olsa gazetelerden takip etmeye çalışıyoruz. Gerçi sen mutlaka bu çalışmaların bir şekilde içindesindir, bizden daha iyi biliyorsundur. Biz de çok değerli, çok anlamlı buluyoruz böylesi çalışmaları. Umarım sekteye uğramadan iyi bir şekilde sonuçlanır da halkın hasretle, heyecanla beklediği en geniş tabanlı demokrasi bloğu ortaya çıkar. 
Doğudan batıya herkes el ele verip de mücadeleyi büyütürse gerisi kolaydır. Demokrasiye bağlı ve özgürlüklere saygılı bir yönetimin görevi devralması için de yan yana durmak tarihi, siyasi ve ahlaki bir sorumluluk bence. İlgiyle, heyecanla izleyeceğiz bu çalışmaları buradan. Bize de bir şey düşerse hazırız elbette, bir haber yollaman yeterli.
Değerli dostum,
Hatırlar mısın bilmiyorum, 2001’de Diyarbakır’a gelmiştin, bir konferans için. Ben o sıralar İHD Diyarbakır şubesinde görev yapan genç bir avukattım. E haliyle sen de çok gençtin :) OHAL devam ediyordu, kaldırılmamıştı daha. Panel, konferans izni almak çok zordu. Yine de o konferans için izin koparılmıştı. 
Zar zor ikna etmiştik seni
O zamanlar, bütün konuşmacıların nüfus kayıt örneklerinin, ikametgah senetlerinin ve sabıka kayıtlarının etkinlikten önce emniyet müdürlüğüne verilmesi gerekiyordu. Bürokratik işlemlerle ben uğraşıyordum. Arayıp senden de bu evrakları istemiştik. Yadırgamıştın önce. “Öyle şey mi olur” demiştin. Zar zor ikna etmiştik seni. Diyarbakır’da misafirimiz olmanı, konferansa katılmanı çok istiyorduk çünkü. 
Tüm konuşmacıların evrakları gelince de başvuru için Emniyet’e gitmiştik. Polis amiri evraklara şöyle bir bakıp “Bir Ermeni’yi de mi çağırıyorsun” demişti. Yüzünde bir küçümseme, belki de tiksinti ifadesi vardı. Öfkeden kulaklarıma kadar kızardığımı hissediyordum. Aramızda bir tartışma, bir kavga çıksa etkinliği yasaklayacak adam. Derin bir nefes alıp “O Ermeni’yi özellikle çağırıyoruz. Zamanınız olursa gelip dinleyin, belki siz de bir şeyler öğrenirsiniz” demiştim. Bu sözlerim üzerine, adam bana da iğrenerek bakmıştı. 
Birileri senin insanlığını görmüyor
Neyse izin çıkmıştı bir şekilde, hepiniz gelip konuşmuştunuz, başarılı ve etkili bir konferans olmuştu hatırlarsan. Ama ben sana söylemeyi hep unuttum o günden sonra. O zaman fark etmiştim ki birileri senin insanlığını görmüyor, Ermeni olmanı kendine dert ediyor. Bunu söyleyen bir polis amiri olunca da insan tedirgin oluyor haliyle. Vatandaşın güvenliğinden sorumlu kişiler böyle düşünürse kim kimi koruyacak o halde, değil mi?
Aradan çok zaman geçti ama neyse sen yine de dikkatli ol her zaman. İnsan hapisteyken, sevdikleri için daha hassas oluyor, ne bileyim işte. İçimden hatırlatmak geldi, yazdım. Öff ya, can sıkıcı bir konu oldu, geçiyorum bunu.
Rakel Abla nasıl bu arada? Çocuklar, Agos’takiler, iyi mi hepsi? Abdullah ile birlikte çok selamımız var, sevgilerimizi ilet lütfen. Biliyorsun, benim de bir kızımın adı Delal, tesadüf olmuş ama güzel olmuş :) Delaller hep özgür ve mutlu yaşarlar umarım. 
Yazacak çok şey var aslında ama ben dışarıya bırakıyorum gerisini. En kısa zamanda ailecek bir araya gelip keyifli bir sofranın etrafında bitimsiz muhabbetlerimiz olsun diyorum. Rakel Abla ile birlikte güzel mezeler hazırlarız, ben çalarım sen söylersin belki. 

Ne feryad edersin divane bülbül,
Senin bu feryadın anam gülşene kalsın.
Bu dünyada eremezsen murada,
Huzur-i mahşere anam divana kalsın.

Saygıyla, selamla güzel insan,
Görüşeceğiz bir gün…

Edirne Hapishanesi