Ceza yargılamasında, hukuka aykırı delillerin ne şekilde değerlendirilmesi gerektiği ve ispat gücü bakımından tabi olacağı ilkeler konusu uygulamada bazı sorunlara neden olmaktadır.

Hukuk sistemimizde hukuka aykırı delillerin hangi ilkelere tabi olduğuna yönelik bazı düzenlemeler mevcuttur.

Anayasanın 38/6 maddesinde, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” denilmektedir.

5271 sayılı CMK’nin 206. maddesinin (2) fıkrasının [a] bendinde, delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde reddedileceği ifade edilmektedir.

CMK’nin 217/2 maddesinde “yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilerek; delillerin hukuka uygun olma zorunluluğun vurgulanmıştır.

Burada delillerin niteliği veya niceliği yönünde bir sınırlama getirilmezken; delilin muteber olması için hukuka uygun şekilde elde edilmesi bağlayıcı bir hüküm olarak ortaya çıkar. Bu durum CMK’nin “ifade alma ve sorguda yasak usuller” başlığını taşıyan 148. maddesinin (3) fıkrasında da açıkça belirtilmiş ve yasak usullerle elde edilen delillerin ne suretle olursa olsun değerlendirmeye alınmayacağı kesin hükme bağlanmıştır.

Delillerin hukuka aykırı olmaması için bulunması gereken koşullar şunlardır:

1. koşul: Toplanan delillerin, kullanılmasına ülke yasalarının izin vermesi gerekir.

2. koşul: Delillerin hukukî yolla elde edilmesi gerekir (CMK md.206).

3. koşul: Delil kaynağının güvenilir olması, delilin kabulünün adil yargılama prensibine aykırı olmaması gerekir. Örneğin, halihazırdaki olayla ilgisi bulunmayan sanığın önceki sabıka kaydının değerlendirmeye alınması gibi durumlarda delilin kullanılması kanuna aykırılık oluşturur.[1]

Zehirli Ağacın Meyvesi Zehirli Olur İlkesi

Hukuka aykırı delillerin dolaylı etkisi iki şekilde ortaya çıkar; bunlardan birincisi, şüpheli veya sanığın ifadesi dışındaki bilgiler, soruşturulan veya kovuşturulan suça ilişkin olabilir, ikincisi ise, elde edilen bilgiler, soruşturulan veya kovuşturulan suçtan bağımsız başka bir suça ilişkin olabilir.[2] Hukuka aykırı deliller vasıtasıyla elde edilen diğer deliller, Anglo- Amerikan hukuk sisteminde, “zehirli ağacın meyvesi” olarak nitelenir ve yargılamada kullanılamaz.[3]

Özellikle Amerikan hukukundan kıta Avrupa’sına geçmiş olan bu öğreti; hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılmasına izin vermemektedir. Zehirli ağacın meyvesi öğretisine göre, delilin değerlendirilmesi, aynı zamanda delilin elde edilmesini de kapsamaktadır.”[4] Örneğin, zihni etkileyen bir madde veya Uyuşturucu verilen bir adamın, cinayet yerini itiraf etmesi veya buna dayanılarak delil bulunması gibi durumlarda, elde edilen delillerin kişinin savunma hakkını elinden aldığı gerekçesiyle delil olarak değerlendirilememesi gerekmektedir.

CMK’nin 148/3 maddesi, “Yasak usullere göre elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş de olsa, delil olarak değerlendirilmez.” demektedir. Yasak usuller ise 148/1 de tanımlanan: ilaç verme, işkence, kötü muamele, yorma, aldatma, cebir, tehdit etme, bazı araç kullanma olarak tanımlanmıştır.

Öğretide bu görüşün kabul edilmesinin temel nedeni; kolluğun birtakım yasakların ardına sığınarak, delil elde etmesinin önüne geçilmesini engellemektir. Ancak Alman Ceza Muhakemesinde yer alan, “eğer bir delil soruşturma aşamasına devam ediliyorken muhakeme sınırları içinde de elde edilme imkânı varsa, yukarıda yer alan hükümler değerlendirmeye tabi tutulmaz demektedir.” -hükmüne göre kesin red söz konusu değildir.[5]

Hukuka aykırı deliller, elde edilirken yasal düzenlemeye uygun hareket edilse de hukuka aykırıdır. Örneğin, yasak sorgu yöntemlerine göre elde edilen bir adreste hukuka uygun bir arama yapılsa da burada elde edilen deliller hukuka aykırı delil olur. Hukuka aykırı delillerden yola çıkılarak elde edilen deliller bu düşünce sisteminde değerlendirilmeye alınamaz.[6]

ABD’de kolluğun, şüphelinin rızası olması halinde, makul şüphe koşulu olmasa bile, hâkimden karar almadan “rızaya dayalı arama” rızanın özgür iradeyle verilmiş olması halinde geçerlidir.[7]

Ceza Muhakemesi hukukumuz "delil serbestliği" ilkesini benimsemiş, delilleri değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanınmıştır. Delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanması zorunludur.

Delillerin bir veya bir kaçının hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi hukuka uygun yöntemle elde edilen diğer delillerin yok sayılmasını gerektirecek midir?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde sunulan kanıtların kabul edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtların kabul edilebilir olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen bir kural bulunmamaktadır.

İnsan haklarını korumak amacıyla yasaya konulan hukuka aykırı elde edilen delillerin, delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü hukuk devleti ilkesinin diğer iki unsuru olan adaleti ve hukuki güvenliği gerçekleştirmeyi engellememelidir.[8] ve insan hakları mahkemesi kararları da bu doğrultuda görüşümüz yönünde olup; İnsan hakları mahkemesi kararlarına uyma zorunluluğu milletlerarası anlaşmalarla kabul edildiğinden Anayasanın 90 /son fıkrası uyarınca da bu kurallar en üstün kural olduğundan insan hakları mahkemesinin kabul ettiği ölçülülük ilkesi gözetilmek zorundadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılmasının kural olarak, başvurucuya gerekli usulü güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması şartıyla, sözleşmenin 6. maddesinin ( 1 ) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmayacağını bazı kararlarında ifade etmektedir.[9]

Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması, mutlak suretle adil yargılanma hakkı bakımından sorun çıkarmayacaktır. Mahkemece hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın yoğunluğunu azaltabilir, Fakat gücü ve güvenilirliği konusunda birtakım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat bakımından belirleyici olması halinde, bu durum hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir.[10]

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 230. madde 1. fıkra ( b ) bendinde ''... Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrıca ve açıkça...'' gösterilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Yargıtay, bu yasal düzenlemeleri esas alarak, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen diğer delillerin geçerliliğini koruyacağını düşünmektedir.

Bu hususlar dikkate alındığında, hukuka aykırı delillerin etki alanında olmayan, hukuka uygun yolla ele geçirilmiş diğer delillerin yargılama aşamasında hükme esas alınabileceğini söyleyebiliriz.

YARGITAY UYGULAMASI

Hukuka aykırı arama

Yargıtay, hukuka aykırı arama ile elde edilen delile dayanılarak hüküm verilemeyeceğini, şüphelinin soyut ikrarının da bu anlamda yeterli olmayacağı görüşündedir.[11] Yargıtay bazı durumlarda, hukuka aykırı elde edilen delilin, sanığın ikrarı, bu ikrarın bazı delillerle doğrulanması, örneğin; uyuşturucu suçlarında ürünlerin raflarda satışa hazır olarak yakalanması ve bilirkişi raporu gibi yan delillerle sanığın ikrarının desteklenmesi halinde, arama sırasında ihtiyar heyetinden iki kişi bulunması halinde de delillerin takdirinde herhangi bir farklılık çıkmayacağından, elde edilen yan deliller ile mahkûmiyet kararı verilmesi için yeterli olacağını ifade eden kararlarına da rastlanılmaktadır.[12]

Hukuka aykırı arama sonucu ele geçen eşyalar ve sanık ikrarının hükme esas alınamaması

Adli arama kararı alınmasını gerektiren olayda arama kararı alınmadan arama yapılması hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan ve suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu "hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş" olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının ( a ) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının ( b ) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.[13]

Yargıtay, olay günü bir başka suç failiyle ilgili yapılan soruşturma sırasında yakalanan sanığın üzerinde CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde "adli arama kararı" veya “yazılı adli arama emri” alınmadan yapılan aramada paket halinde esrar maddesi ele geçirildiği olayda, sanığın üzerinde yapılan hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, “suçun maddi konusu” ve “suçun delili” olarak hükme esas alınamayacağı gözetilerek, somut olayda suçun maddi konusu bulunmadığından, dolayısı ile suçun unsurları oluşmadığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, TCK'nın 188/3. fıkrası uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olacağını belirtmektedir.[14]

Arama sırasında o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulmaması

Yargıtay, arama sırasında o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmamış ise de sanığın arama işlemine herhangi bir itirazının bulunmaması ve mahkeme huzurundaki beyanı karşısında suçun sübutuna dair yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görmemiştir.[15]

Suçun topluma verdiği zarar ile devlet görevlilerinin sanığa ait hakları ihlal etmelerinden doğan kişisel ve toplumsal zarar karşılaştırılması

Yargıtay bazı kararlarında yapılan hukuk ihlali ile suçun topluma verdiği zararı karşılaştırmakta ve toplumun suçtan zarar görme riskinin bulunduğu hallerde hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin hükme esas alınabileceğini ifade etmektedir. Yargıtay, arama kararı olmadan sanığın bagajında kaçak parfümlerin ele geçirildiği bir olayda, aramanın hukuka aykırı olması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağı görüşüyle kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine, sanığın araç bagajını kendi rızası ile açtığını, sanığın haklarının ihlal edilmesi halinde, suçun topluma verdiği zarar ile devlet görevlilerinin sanığa ait hakları ihlal etmelerinden doğan kişisel ve toplumsal zarar karşılaştırılarak sanığın topluma verdiği zarar daha fazla ise hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin yargılamada delil olarak kullanılması gerektiğini, aksi takdirde değerlendirme dışı bırakılması gerektiğini ifade etmektedir.[16]

Suçüstü hali ve kaba üst araması

Yargıtay, somut olayda emniyet görevlileri tarafından alınan ham istihbari bilginin doğruluğu teyit edilmeye çalışılırken, ani gelişen olaylar sonucu ele geçirilen uyuşturucuların, sanık tarafından yok edilmesi söz konusu olabileceğinden, suç delillerinin görevliler tarafından kaba üst araması ile elde edilmiş ve muhafaza altına alınmış olması nazara alınarak yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu ifade etmiştir.[17]

Görevlilerin kimliklerini gizleyerek alıcı rolüne girmeleri

Yargıtay, kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel görevi kapsamında, suçu ve faalini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmek amacıyla kimliklerini gizleyerek alıcı rolüne girip sanıktan uyuşturucu madde almalarının mümkün olduğunu ve bu şekilde elde edilen delilin hukuka uygun olduğunu belirtmektedir.[18]

Yargıtay, bu görevlilerin ancak “suça azmettirmeden veya teşvik etmeden” elde ettikleri delillerin hukuka uygun olabileceğini ayrıca vurgulamaktadır.[19]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN  tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.

KAYNAKÇA

Akyürek, Güçlü; Ceza yargılamasında hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi sorunu, TBB Dergisi 2012 (101).

Kaymaz, Şeydi; Uygulamada ve Teoride Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Deliller, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997.

Roxin, Claus “İspat Hukukunun Esasları” (Çev. Yener Ünver), İstanbul, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:4 Sayı:8, 2005.

Şahin, Cumhur; Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2007.

Yenisey, Feridun; Mukayeseli Hukukta Arama, İfade Alma ve Hukuka Aykırı Deliller, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2007.

Yurtcan, Erdener; Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul, 1994.

---------------------

[1] Ceza yargılamasında hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi sorunu ile ilgili tartışmaların ayrıntıları için bkz.; Akyürek, Güçlü; Ceza yargılamasında hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi sorunu, TBB Dergisi 2012 (101), s. 61-82

[2] Şahin, Cumhur; Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2007, s.185.

[3] Kaymaz, Şeydi; Uygulamada ve Teoride Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Deliller, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s.271

[4] Roxin, Claus “İspat Hukukunun Esasları” (Çev. Yener Ünver), İstanbul, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:4 Sayı:8, 2005, s. 267.

[5] Roxin, s. 288

[6] Yurtcan, Erdener; Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul, 1994, s. 403

[7] Yenisey, Feridun; Mukayeseli Hukukta Arama, İfade Alma ve Hukuka Aykırı Deliller, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2007, s.100

[8] Bahri Öztürk, Yenisey delil yasakları sh.44-45 ve Yargıtay Genel Kurul Kararları: 15.02.2005 gün ve 2005/10-15/29, 26.06.2007 gün ve 2007/7-147/159 sayılı kararları

[9] Emsal karar için bkz.; Chalkley/Birleşik Krallık ( kk )B.No: 6383/100, 26.9.2002.

[10] Emsal karar için bkz. Anayasa Mahkemesi, Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, KT: 4.11.2014.

[11] YCGK, 29.11.2005 tarihli ve E. 2005/7-144, K. 2005/150 sayılı kararında; “…Sanığın ikametgahında kenevir bitkisi ihbarı alınması üzerine, gecikmesinde sakınca bulunan bir durum olduğu belirtilmeden, hakim kararıveya yetkili amirin emri de olmadan, sanığın aramaya rıza gösterdiği de belirtilmeden yapılan aramada kenevir bitkisi tespit edilmiştir.Yargıtay Özel Dairesi, hukuka aykırı gerçekleştirilen arama sonucunda elde edilen delilin hükümde esas alınamayacağını, başka delillerle desteklenmeyen soyut ikrarın da mahkumiyet için yeterli olmadığını belirterek hükmü bozmuştur. Yargıtay C.Başsavcılığı da sanığın ikrarının muhakemenin tüm evrelerinde özgür iradesine dayandığını belirterek suçun sabit olduğu itirazında bulunuştur. Yapılan inceleme sonucunda, arama işleminin hukuka uygun yapılmadığı, AİHS’nin 8. maddesi, Anayasanın 21. ve 38. maddeleri gereği hukuka aykırı olarak sanığın konutuna girildiği, sanığın evde bulunan eşinin rızasının da temel haklardan olan konut dokunulmazlığı hakkına kişinin rızasıyla bile müdahale edilemeyeceği bu nedenle arama işlemini hukuka uygun hale getirmediği, kaldı ki muvafakatli arama diye bir düzenlemenin de bulunmadığı, dolayısıyla aramanın kanunda belirtilen şartlar gerçekleştirilmeden yapıldığı, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların da muhakemede kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bazı üyeler ise, yetiştirilen hint kenevirleri ile topluma zarar verileceği, bu nedenle olayda kamu yararına öncelik verilmesi gerektiği muhalefetinde bulunmuştur. Sanığın itirafının da köşeye sıkıştırılma hissinden kaynaklanan baskı altında bir itiraf olduğu kabul edilmiş ve itirafın hukuka aykırı yoldan elde edilmiş olması nedeniyle hükme esas alınamayacağı…” gerekçesi ile yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar vermiştir. YCGK, 26.6.2007 tarihli ve 2007/7-147 E.; 2007/159 K. sayılı kararı da aynı yöndedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararlarında, hukuka aykırı arama ile elde edilen delile dayanılarak hüküm verilemeyeceğini, şüphelinin soyut ikrarının da yeterli olmayacağını ifade etmektedir.

[12] YCGK,26.6.2007 T.2007/7‐147 E. ve 2007/159 sayılı kararından; “…Arama sırasında CMUK’nun 97/2. maddesine aykırı davranılması sonucu elde edilen hukuka aykırı delil kullanılamaz. Ancak, hukuka aykırı elde edilen delil, sanığın ikrarı, ürünlerin raflarda satışa hazır olarak yakalanması ve bilirkişi raporu gibi yan delillerle desteklenmesi halinde, arama sırasında ihtiyar heyetinden iki kişi bulunması halinde de delillerin takdirinde herhangi bir farklılık çıkmayacağından, elde edilen yan deliller, karar verilmesi için yeterli görülmüştür…” Karar için bkz.; İstanbul Barosu Dergisi, Yıl:2008, Cilt:82, Sayı:1, s.451-466

[13] YCGK'nun 2013/610 - 2014/512 - 2013/841 - 2014/513 ve 2014/166-514 Sayılı kararları.

[14] Y.20. CD, E. 2015/1640, K. 2016/107, T. 14.1.2016.

[15] Y19.CD, E. 2015/13907, K. 2015/4390, T. 15.9.2015; Y.19.CD, E. 2016/10337, K. 2017/149, T. 11.1.2017

[16] Y7.CD, E. 2013/5127, K. 2013/17549, T. 3.7.2013: “…Somut olayımızda da sahte ve kaçak parfüm insan sağlığına zararlı olduğu cihetle, yaşam hakkı diğer hakların üzerinde olup, arama ile ele geçen kaçak eşyanın delil olarak değerlendirilmesinde hukuka aykırı bir durum olmadığına üyeler Seyfettin Çilesiz ve Dr. Birsen Karakaş'ın karşı oyu ve oyçokluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan talebinin 1 no'lu bendi yönünden REDDİNE,…”

[17] YCGK, E. 2016/20-1072, K. 2017/38, T. 31.1.2017: “…Dava; uyuşturucu madde ticareti suçuna ilişkindir. Asayiş Büro Amirliği görevlilerince yapılan istihbari çalışmalar neticesinde; “Memo Neco” isimli şahsın, Cadde üzerinde eroin satacağı bilgisinin elde edildiği, ancak bu bilgiyi destekleyen emarelerin bulunmaması sebebiyle doğruluğunun araştırılması için aynı gün söz konusu caddeye gidilerek tertibat alındığı, bu sebeple suç şüphesinin henüz Cumhuriyet savcısına bildirilmediği ve soruşturma evresine başlanmadığı aşamada, görevlilerce çevrede gözlem yapıldığı sırada cadde üzerinde yürümekte olan sanığın görülerek yanına gidildiğinde, görevlileri fark eden sanığın kaçmaya başladığı, yapılan takip sırasında yere düşen sanığın yakalandığı ve yapılan üst yoklamasında 17 paket uyuşturucu maddenin ele geçirildiği olayda, 2559 Sayılı PVSK'nun Ek 4. maddesi uyarınca, bir suçla karşılaştığında hizmet branşına bağlı olmaksızın suça el koymak ve delilleri tespit edip, muhafaza altına almak ile görevli ve yetkili olan görevlilerin, mesleki tecrübelerine ve içinde bulundukları durumdan edindikleri izlenime göre; istihbari bilgide uyuşturucu madde satıldığı belirtilen caddede yürüyen sanığın durumundan şüphelendikleri, kimlik kontrolü için yanına gittikleri sanığın kaçmasının işlenmekte olan bir suçun varlığına dair şüpheyi daha da arttırdığı ve bu makul sebep sebebiyle yakalandığı, sanığın üzerinde silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyayı bulundurabileceği değerlendirilerek oluşan bu yeterli şüphe sebebiyle PVSK'nun 4/A maddesinin verdiği yetkiye dayalı olarak alınması gereken tedbirler kapsamında yakalanan sanığın giysileri çıkartılmaksızın üzerinde elle yoklama biçiminde kontrol yapıldığında, suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği, bu durumda CMK'nun 2. maddesinin ( j) bendi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 4. maddesinde tanımı yapılan “suçüstü” halinin mevcut olduğu, somut emarelere dayanmayan ve sanığın kimlik bilgilerinin de bulunmadığı istihbari bilgi hakkında olay yerinde araştırma yapan görevlilerin, işlenmekte olan bir suçla diğer bir anlatımla “suçüstü” hali ile karşılaşması sebebiyle CMK'nun 90/4. maddesiyle PVSK'nun 13/1-A ve Ek 6. maddelerinin verdiği yetkiye dayanarak, suç delillerinin kaybolmaması için derhal gerekli tedbirleri alıp uyuşturucu maddeleri muhafaza altına aldıktan sonra, uyguladığı tedbirler ile somut olay hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verdiği, müteakiben emirleri doğrultusunda soruşturma işlemlerinin başladığı, yine PVSK'nun Ek 6. maddesini açıklayıcı nitelikte olan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8. maddesinin ( f) bendindeki düzenlemeye göre de; suçüstü halinde ayrıca bir arama emri ya da karar alınmasına gerek bulunmadığı, dolayısıyla suçun delili ve konusunu oluşturan uyuşturucu maddelerin ele geçirilip muhafaza altına alınmasının hukuka uygun olduğu ve hukuka aykırı bir delilden söz edilemeyeceği anlaşıldığından, Özel Daire bozma kararında isabet bulunmamaktadır…”

[18]Y.9.CD, E. 2015/1814, K. 2016/2175, T. 2.3.2016: “… Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ nun 28.04.2015 tarih, 2014/462 esas ve 2015/135 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesinin 4 ve 5. fıkralarındaki açık hükümler karşısında; gizli soruşturmacının ancak suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, TCK'nın 220. maddesinde tanımlanan suç) ve suç işlemek için kurulan bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmeleri şartıyla sadece aynı maddenin yedinci fıkrasında sayılan suçlar için görevlendirilebileceği, olayımızda ise sanığın eyleminin örgüt faaliyeti kapsamında olmayıp bireysel olarak uyuşturucu madde ticareti yapma niteliğinde olduğu, ancak kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel görevi kapsamında, suçu ve faalini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmek amacıyla kimliklerini gizleyerek alıcı rolüne girip sanıktan uyuşturucu madde almalarının mümkün olduğu, bu şekilde faaliyette bulunan kolluk görevlilerini kimliğini gizleyen alıcı görevli olarak kabul etmek gerektiği ve elde edilen delillerin hukuka uygun bulunduğu kabul edilmiştir…”

[19] YCGK, E. 2014/10-848,K. 2015/136, T. 28.4.2015: “…Somut olayda; sanıklar M. ve Y.'e isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun “örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması” nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca "gizli soruşturmacı" görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli olmayıp, alıcı rolüne girerek sanıklardan uyuşturucu madde satın alan görevlilerin gizli soruşturmacı değil gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlileri olarak kabul edilmeleri gerekir. Bu görevlilerin ancak “suça azmettirmeden veya teşvik etmeden” elde ettikleri deliller hukuka uygun olacaktır…”