Bir arzu nesnesi olarak hakikat

Lev Matvej Loewenthal'ın kitabı 'On İkinci Nota' Alef Yayınları tarafından yayımlandı. Loewenthal, klasik anlatı kalıplarının dışına çıkarak savurduğu hikâyesini Nazi kamplarına, bestelere ve resimlere dayayarak bir kaçış serüveni çıkarıyor sonra ortaya ve bu kaçışı, dünyaca ünlü bir kemanzene dönüşen Nedim’le, Alman virtüöz Max Hanke konserleriyle birleştiriyor.

Google Haberlere Abone ol

Lev Matvej Loewenthal, Roma’da doğan ve hayatını Zürih’te geçiren İsveçli bir yazar. Karışık mı oldu? Dahası var. Aslında bu kendi ismi değil, Lev Matvej Loewenthal bir mahlas ve yazarın bu mahlasla yayımladığı dört kitabı mevcut. Gerçek ismine dairse bir bilgimiz yok. Şimdi karışık mı? Dahası var. Yazarın kullandığı tek mahlas bu değil. Çeşitli İngiliz, Fransız, İtalyan isimleriyle politik ve eleştirel kurmaca metinler de kaleme alıyor. Evet, şimdi karıştı.

Romanlar, öyküler, denemeler ve şiirler yazan, çok yönlü bir üretkenliğe sahip olan Loewenthal’ın bu tavrının altında keskin bir politik söylem olduğu kadar, neşeli bir edebiyat dâhisinin de olduğunu ilk bakışta tahmin edebiliyoruz. Kendisi bunca isme, ruha, milliyete bölme meselesini yeni bir kimlik kavramı üzerinden tanımlıyor; ne kadar dağılırsa o ölçüde çok uluslu olduğunu düşünüyor.

Yazarın Loewenthal mahlasıyla imzaladığı kitaplardan biri olan 'On İkinci Nota' geçtiğimiz günlerde Betül Parlak tarafından dilimize çevrildi ki bu, Loewenthal’ın dilimize çevrilen ilk kitabı. Evet, Loewenthal diyorum, kim bilir belki diğer isimlerinden birini haberimiz olmadan okumuşuzdur. Hiç yoksa böyle düşünmek hoşuma gidiyor.

Ayrıca Alef Yayınları tarafından yayımlanan 'On İkinci Nota'nın 2017’de Carver Edebiyat Ödülü’nü aldığını da belirtmek gerek.

HER NOTA BİR DUYGUYA KARŞILIK GELİR

Tarih 5 Haziran 1999.

Kudüs’te yaşanan güneş tutulması sırasında, Mea Şearim bölgesindeki bir apartmanda, Josef Asche adında yaşlı bir adamın cesedi bulunuyor. Adam Yahudi bir bestekâr. Her ne kadar inzivaya çekilmiş gibi görünse de Avrupa’da hâlâ adından söz ediliyor, her şey bir yana, müziği bir yaşam bir biçimi haline getirmiş durumda. Sonradan anlıyoruz ki sessizlik gibi ölmek de müziğe dâhil. Peki, ölmek ve sessizlik aynı şey mi? Bazen evet…

Josef’in ölümü sessizlik değil, aksine büyük bir gürültü yaratıyor. Olayı soruşturan Müfettiş Sekel, bunun bir cinayet olduğunu düşünüyor ve elinde cinayeti çağrıştıracak pek çok delil var. Peki, şüpheli kim?

Josef, müzikle iç içe bir hayat geçirmiş olsa da hakikatin peşindeki arayışını hâlâ sürdürdüğü son günlerinde bile, Arap bir çocuk olan Nedim’e hocalık yapıyor. Ona müziğin felsefesini, duygusunu, sesini anlatmaya çalışıyor. Josef için müzik, çalınan, dinlenen bir şey değil; bizzat yaşanan ve yaşatılan bir şey. Ama bunların hiçbir önemi yok. Nedim bir Arap, muhtemelen katil de odur. Hiç yoksa Sekel böyle düşünüyor.

On İkinci Nota, Lev Matvej Loewenthal, Çevirmen: Betül Parlak, 176 syf., Alef Yayınları, 2020.

“Bak on iki nota var. On iki, on bir değil; on iki, dokuz değil. Bilgelik için bir nota, Lütuf için bir nota, Anlayış için bir nota, Kudret için bir tane, Yücelik için bir tane, Güzellik için bir nota, Merhamet için bir tane, Zafer için bir nota, İlahi Hiçlik için bir nota ve Göksel Egemenlik için bir nota. Bir de insanın hissedebileceği en güçlü ve her ömrün kendi gaflet ve körlüğünde vazgeçilmez hale gelmeden önce en kolay vazgeçilebilir duygu olan Aşk için.”

TAKİBİ BIRAKAN ANLATICI

Güneş tutulmasının ardından Nedim’in kaçışıyla devam eden 'On İkinci Nota', her ne kadar polisiye tatta ilerleyecek bir roman izlenimi veriyorsa da Loewenthal bizi bu histen hızlıca koparıyor.

Müfettiş Sekel, Josef’in cesedinin başında tek “şahit” olarak sadece bir köpek buluyor. Acaba derken köpek kaçmaya başlıyor ve doğru Nedim’in yanında alıyor soluğu. O sırada da babası Nedim’i bir gemiye bindirip kaçırmakla uğraşıyor. Gerilim had safhada ancak Loewenthal, anlatıcının başından beri yazar değil de işte o köpek olduğunu orada açığa çıkarıyor ve Nedim’in kaçıp gitmesinin ardından köpek şöyle diyor:

“Üzgünüm. Elmas gemisine binmeme izin verilmediğinden 1999’dan sonra Nedim’e ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Öykünün bu bölümünü doldurmak için müthiş denizcilik maceraları uydurabilirim ama size tamamıyla hakikati söylemek niyetindeyim: Nedim’in izini kaybettim, ta ki bugüne, 25 Ağustos 2017 Cuma gününe kadar.”

PARÇADAN BÜTÜNE

'On İkinci Nota', kısa kesmelerle ve sık zaman atlamalarıyla kurulmuş bir roman; bildik anlatıların dışında. Belki de bunun için kitabın sonunda şöyle yazıyor “Acar Okura” adlı bölümde.

“Örneğin önce ilk bölümü, sonra ikincisini okuyup, sonra doğrudan dokuzuncuya atlamayı deneyin ve hemen arkasından onuncu ve on birinci bölümleri okuyun. Üçüncü, altıncı, yedinci ve sekizinci bölümler birbiri ardına okunabilirler.”

Loewenthal, klasik anlatı kalıplarının dışına çıkarak savurduğu hikâyesini Nazi kamplarına, bestelere ve resimlere dayayarak bir kaçış serüveni çıkarıyor sonra ortaya ve bu kaçışı, dünyaca ünlü bir kemanzene dönüşen Nedim’le, Alman virtüöz Max Hanke konserleriyle birleştiriyor.

'On ikinci Nota'yı okurken, bestekâr Josef’in müzikle hakikat ilişkisi üstünden kurduğu çok uluslu bir toplum hayalinin, Loewenthal’ın farklı mahlaslarla, farklı milletlere, o milletlerin alışkanlıklarına, âdetlerine, hatta ön yargılarına yönelik şekilde, tek bedende buluştuğunu düşünmeye başlıyoruz. Çünkü Josef, Nedim’e şunu anlatıyor; bir besteyi çalmak/dinlemek, sadece onu çalmak/dinlemek değildir; o bestekârın hayatını, ruhunu, duygusunu, bestenin yapıldığı toplumsal koşulları, yaşanan aksilikleri, mutlulukları ve akla gelebilecek binlerce ayrıntıyı evrensel bir düzlemde, her şeyle beraber içselleştirmek olduğunu söylüyor.

Tıpkı bir kitap yazarken/okurken olması gerektiği gibi.